reklam

Manşet

Bir Dost

Yazar Subcomandante 12 Temmuz 2017 Çarşamba 0 yorum


''küçükken çok yoksulduk. hiç kebab fotoğrafımız olmadı bizim. hatta olsaydı da face hesabımız yoktu. laf aramızda bunlar olsaydı da ne internet, ne de bilgisayar vardı evde. hatta onu bırak, köye telefon açmak için evin karşısındaki nalbur dükkanına giderdik. bir sabah uyandım baktım, banyoda yıllardır duran, adına musluk dediğimiz demirden bişey vardı. ondan su akıyor. o ana kadar musluğun ne işe yaradığını bilmeyen Ben şok geçirmişim. üç gün sonra kendime geldim. onu da hiç unutmam; ilk defa o zaman kendime geldim ben. dedim ya epeyce fakirdik biz. kendimize gelecek lüksümüz yoktu. en fazla otobüs bileti bulursak, güngören topkapı arasıra gidip gelirdik. teyyy...bizi görsen dersin sanki dünya turundan dönüyoruz. diyeceğim biz sürekli kebab fotoğrafları paylaşıyorsak, hor görme garibi, sebebi vardır tamer usta. sen hiç çikolotan hemen bitmesin minik minik yedin mi? sen hiç en büyük abinden ortanca abine ondan da sana kalan kullanıla kullanıla babaanne donuna dönen eski pijamalar giydin mi? sen tamer usta neyse ağlamaktan yazamıyorum. gözyaşım biraz önce fotoğrafını paylaştığım patlıcanlı şiş kebabımın üstüne damladı. inan şiş bile duygulandı, sen de tık yok. allah belanı verecek senin allahın şişkosu. bak sinirlendim dururken. mangalın da ateşi sönmek üzere. ellerinden öpüyorum usta. yürü git lan...saygılarımla...''

Hiç yorum yok: